2 Şubat 2012 Perşembe

PAZAR SABAHI FUTBOLU


Amerikan Futbolu...

Saturday Night Lights Filmi'nde, Mike Winchell'i Üniversiteleri için oynamaya ikna etmeye çalışan koçlardan biri Mike Winchell'e konuşmanın bir bölümünde der ki: "Greatest game in the world." Bence de, Dünya üzerinde bulunmuş en güzel oyundur Amerikan Futbolu.

Uzun zaman futbolun içerisinde bulunup; oyunculuk, kaptanlık, ileryen dönemlerde oyuncu-koçluk yapmak ve ardından; "Hadi abicim. Sen git para kazan, evlen, çocuk yap..." Denmesi ve kendinizi boşlukta bulmanız... Amerikan Futbolu gibi bir oyunu oynayanlar, Amerikan Futbolu üzerinde kafa yoranlar, bu sporu sevenler çok iyi bileceklerdir ki, bu boşluk kapatılması imkansız bir boşluk. Ben de aynen bu boşluğa düştüm İstanbul macerasına atıldığımda. Geçiş zor oldu. Devam etmeye çalıştım Anadolu Rangers'e, sanırım 3-4 tane de maça çıktım idmansız bir şekilde; ama hayatımın belli bir yola girmesi ve bazı riskleri kaldıramayacak olması onu, tamamen bırakmaya zorladı beni. Tam bu noktada; Anadolu Rangers'te kısa da olsa birlikte oynama fırsatı bulduğum; mevkidaşım, değerli üstad, bu sporu sevdirenlerden Yener Aydın çıktı karşıma İstanbul'da. Bir grubu varmış ve pazar günleri Touch Football oynuyorlarmış. Belki rica ederse ben de onlarla oynayabilirmişim.

Epeydir bu grupla birlikte Touch Football oynuyorum. Tek tatil günüm olan pazar günümü sabah 11.00'dan öğlen 14.30'a kadar Touch Football arkadaşlarıma ayırıyorum. Hala işe yarıyor olduğumu görmek çok eğlenceli, bu beni çok mutlu ediyor. Hatta buradaki adamlar, bana şuanki hayatımda verilen olumlu geri bildirimlerden kat be kat fazlasını 3 saat içerisinde veriyorlar. Kendimi değerli hissediyorum, bir şeyleri başarıyorum, takım çalışması içerisinde bir hedefe doğru yürüyorum ve bunu yaparken de inanılmaz zevk alıyorum. Bu arada Touch Football arkadaşlarımın hemen hemen hepsinin yurtdışı deneyimi olması ve sahada genellikle İngilizce konuşulması da bir pratik ortamı yaratıyor bana.

Aslında iş hayatında da okadar kolay ki çalışan verimini artırmak...

Biraz güler yüz, değerli olduklarını hissettirmek, olumlu geri bildirim, ulaşılası hedefler, sohbet, gelişimi desteklemek...

Gözünze çok görünmesin; zira sadece 3 saat içerisinde alıyorum bunları, hem de bir kuruş almadan.


Teşekkürler Sunday Football Ekibi.

4 Eylül 2011 Pazar












Koç Holding Basketbol Ligi 2011 Sezonu Şampiyonu, final müsabakasında TÜPRAŞ'ı yenen OPET Takımı oldu. Hırslı ve kaliteli oyunculardan oluşan her iki takımı da tebrik etmek isterim. Üst düzey bir final oldu.

Fakat benim, üzerinde konuşmak istediğim Enerji Sektörüdür aslında. Çocukların bile bir şekilde haberdar olduğu bir düşünce var: "Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi coğrafyasından, yaklaşık 12.000 km uzaklıkta bulunan Irak'ı işgal etmesinin ardında zengin yeraltı kaynaklarının bulunması yatıyor." Düşüncesi. Enerji kaynaklarına yakın olmak, kendi rezervlerini ileriye dönük saklamak, Irak Devleti'nin sahibi olduğu bu rezervleri başka uyanık devletlere kaptırmamak düşünceleri işgallerin ardında yatan sebeplerden bazıları olabilir -geçenlerde, ABD menşeli muhafazakar bir radyo kanalının söyleşi programına ABDli bir petrol tüccarı bağlandı. Irak Petrol Rezervleri'nin bilinenden fazla olduğunu, bu rezervelerin sadece ABD'nin eline geçmesi gerektiğini ve Irak'ta konuşlu olan ABD Ordusu'nun, Irak'ın güvenliğini sağladığı için Irak Hükümeti tarafından ABD'ye ödeme yapılması gerektiği düşüncelerini iletti. Ne kadar ilginç değil mi? İşgaller, öldürülen siviller, ABD Sermayesi'nin bölgenin yeniden yapılandırılmasında önemli rol oynaması, rezevlerin ele geçirilmesi... Ve bunları yaptınız diye bir de size para ödencek olması:) Sonuç olarak ABD kendi Ulusal Programını uyguluyor, yaptıkları kendince haklı olabilir; ama telefondaki zat ileriye gitti.-

Konu çok dağıldı özür dilerim. Demek istediğim; Enerji Sektörü, Dünya'nın geleceği için çok önemli. İnanılmaz bir rekabet yaşanıyor. Hatta, ülkeler birbirlerine vana kapatma tehditlerinde bulunuyorlar.

İşte, böyle bir sektörde boy gösteren iki ekip de Koç Holding Basketbol Ligi Finali'nde karşılaştı. İki şirketin yaptıkları iş oyunlarına o kadar yansıdı ki görmeniz gerekirdi. Hem bir final olması, hem de çok rekabetçi bir sektörde bulunuyor olmaları ortaya tatlı - sert bir müsabaka çıkarttı. Pota altındaki amansız yarış, oyuncuların takım arkadaşlarını motive etmeleri, atılan kritik basketlerde heyecanın dışa vurumu etkileyiciydi. Sahada başka sektörlerde faaliyet gösteren iki farklı ekip olsaydı, inanın bu kadar çekişmeli bir müsabaka olmazdı.

Ayrıca, Lig'de mücadele eden DÜZEY A.Ş.'li takım arkadaşlarımı ve Koçumuzu da kutluyorum. Sınırlı kadromuza rağmen, centilmence ve cesurca mücadele ettik.


Sevgilerimle.

1 Haziran 2011 Çarşamba


Geçen gün aklıma takıldı, evrende yalnız olup olmadığımız sorusu bir kez daha. Aslına bakarsanız, "Flaş-Flaş-Flaş!!! Bir devir kapandı. Dış Dünya'dan bir ırkla ilk defa resmi kontak kuruldu." Haberlerini, televizyonun başına geçip göz kırpmadan izleyeceğim günleri hep hayal etmişimdir. Yalnız bu sefer aklıma takılan biraz farklı. Açayım.

Bugünkü göreceli refah seviyesine gelmemizdeki etmenlerden biri de spor olgusudur aslında. Taaa insanlığın en başına kadar dayanır spor (Adı, spordan ziyade zorunluluk olsa da o zamanlar...) Avcı-Toplayıcı ırklar -ki atalarımızdır kedileri- avlarının peşinde, gerek onları yakalamak gerekse de onlardan kaçmak için onlar kadar hızlı koşmak, onlar kadar kıvrak hareket etmek, tırmanmak, atlamak, zıplamak zorunda kalmıştır; çünkü, hayatlarını idame ettirebilmek için bunun zorunluluğunun fevkalade farkındalardı. Spor, insanoğluna kim olduğunu ve ne kadar ileri gidebileceğini göstermiştir. Spor, İnsanoğlu'nun kazanma hırsıdır, kendini geliştirme arzusudur. 1964 yılında 100 metre rekoru 10.06'ydı. Bunun geliştirilebileceğine inananlarsa azdı. 2009 yılı itibariyle rekor 9.58 ve hala nasıl geliştirilebileceği üzerine çalışılmakta. Aslında bu örnek, insanın bütün ihtiraslarının sebebini bize anlatıyor. Daha iyisini nasıl yapabilirim? Nereye kadar gidebilirim? Nereye kadar kazanırım??? Ülkeler arasında çıkan savaşlar, yeni icatlar, keşifler, ırkımızı devam ettirebilmemiz için çiftleşmemiz... Hepsi, mükemmel insan vücudunun sayesinde ve onun farkına varılması sayesinde gerçekleştirilmekte.

Evrende Yalnız Mıyız? Evet, bu soru gelmişti aklıma bir kere daha. Dünya Dışı Irklar nedense bizden hep ilerideki medeniyetlermiş gibi lanse edilir. Onların gezegenlerinde hayat, daha evvel başlamış ve hayatları, kültürleri, dinleri bizden evvel şekillenmiştir. Bilim insanları derki: "Eğer, Evren'de bizden başka gelişmiş hayatlar mevcutsa, mutlaka "pi" sayısını keşfetmişlerdir; zira Dünya ve matematik onun üzerine kurgulanmıştır." Bu, düşünceden yola çıkarak ben de diyorum ki; "Eğer, Evren'de bizden başka gelişmiş hayatlar mevcutsa, mutlaka spor yapmışlar, vücutlarının sınırlarını (başka bir deyişle, kendi sınırlarını) keşfetmişler ve bunu geliştirmek için çabalamışlardır; zira ancak bu sayede insanoğlu gibi acımasız, kendini düşünen, savaşan bir süreci geçirmişler ve sonunda Nirvana'ya ulaşmışlardır." Fakat Dünya Dışı Irkların tasvirlerine bakınca, bizdeki gibi bir vücut mükemmelliği görmek neredeyse imkansız. Sanki çok hantal, sağa ya da sola kolayca dönemeyecekmiş gibi durmuyorlar mı? Sanki, annem bile bu tasvirlerle futbol oynasa hepsini rahatça geçermiş gibi bir gariban gözükmüyorlar mı? Benim, naçizhane düşünceme göre; Dünya Dışı Yaşamın, vücut mükemmelliğine ulaşmadan, İnsanoğlu'ndan daha ileride olacağına inanmıyorum. Uzaylı Irkları'nın bizim fiziksel yeterliliklerimize yakın oldukları düşüncesine inanıyorum.


Sevgilerimle.

Ozan Predator Vs Alien (Çok çirkinler yaa.)

28 Şubat 2011 Pazartesi

Rangers Yeni Football Programı


Anadolu Rangers'te bir dönem kapanırken bir dönem başladı. Çok sevdiğim, uzun yıllar hizmet etmeye çalıştığım Anadolu Rangers Amerikan Futbolu Takımı'nın Baş Çalıştırıcılık görevini çok özel dostum Refik Öncel Odabaş'a teslim ettim. Ne kadar hızlı geçti zaman? Serhat Çağlayan'ın bir gece beni kuytuya çekip: "Artık ailevi baskılara dayanamıyorum çocuk. Bu Takım, senindir." deyişini, 22 yaşında bir çocuk olarak bu durumu metanetle karşılamayı unutamıyorum. Koca bir geleneğin, geleceğin sorumluluğunu üzerine almak... Aman Tanrım... Hiçbir tecrübeye sahip olmadan, her evladın babasından bir adım ötede olması gerektiğine inanarak girişilen bir iş... Neler yaptım kim bilir? Ne uygulamalar, ne haksızlıklar, talihsiz konuşmalar belki de... Anadolu Rangers Amerikan Futbolu Takımı'nın, bu vasıtayla tanıdığım belki de 1000'lerce kişinin, müsabakalarda çarpıştığım 100'lerce rakibin, bu takım için gerçekleştirdiğimiz 1000'lerce toplantının, uykusuz geçirilen gecelerin, her müsabaka öncesi çekilen karın ağrılarının, hayatımdaki rollerini düşündükçe, o gün hayat tecrübesi sıfır olan bir çocuğun bugün, naçizane olarak konuşacak sözlerinin bulunmasını gerçekleştirenlerden birinin Rangers Football Takımı olduğunu söylemek çok gurur verici.

Biraz da Ondan bahsetmek istiyorum. Rangers Geleneği'nin benim dönemimdeki en efsanevi isimlerinden Refik Öncel Odabaş... Yakın dostum, yoldaşım, fikir aldığım insan, kardeşim, silah arkadaşım... Çok daha evvelden hak ettiği Baş Çalıştırıcılık görevini üstlenmiş durumda. Ben, onun babası olamam; ama O yine aynı duyarlılıkla göreve geldiği ilk günden itibaren bir adım öne geçmiş ve ekibini de geçirmiş durumda. Anadolu Rangers'i lidersiz bırakmamış olan Rangers Geleneğine sonsuz minnetlerimi sunuyorum. Sevgili Öncel'e bu zorlu ve bir o kadar da zevkli yolda başarılar diliyorum. Daima yanındayım Koç. Ne zaman Bir LB'ye ya da FS'ye ya da ne bileyim bir Reciever'e ihtiyacın olursa yakınlarında olacağım. Çok iyi yaptığımdan değil, organizasyona ve sizlere tüm kalbimle ait olduğumdan. Sen, sadece etrafına bir bak, benimkiler gibi ne gözler göreceksin... Bazısı Denizli'de, bazısı Antalya, bazısı Bingöl...

Gözlerinden öperim dostum.

Ozan Keçecioğlu.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Milli Takım



Merhabalar, uzun süredir yazmıyordum; fakat zaman bulamadığımdan değil, zamanımı iyi yönetemediğimden yazamadım. Bu süreç içerisinde birçok gelişme oldu elbet; ama hepsine bir şeyler yazamayacağım. Sanırım bu süre zarfındaki en önemli olay camianın içerisinden geldi. Amerikan Futbolu Milli Takımı İtalya'da düzenlenecek olan turnuvaya davet edilmesine, oyuncuların pasaportlarını çıkartmalarına ve Milli Takım kamplarına katılmalarına rağmen turnuvaya son gün gelen kararla katılamadık. Bizlerden daha çok Milli Oyuncular Ay Yıldızlı formayı taşıyamayacak olmanın üzüntüsünü derinden hissettiler. Olayın birçok boyutu var elbet; ama sizinle çok basit bir olayı paylaşmak isterim. Geçenlerde Ankara'ya bir işimi görmek amacıyla gittim. Dönerken de tren istasyonuna çok yakın olan TBSF'ye uğradım. Federasyonun gelecekle ilgili palanları(!) hakkında konuştuk liglerden bahsettik ve sonunda el sıkışıp kalkarken Federasyon Genel Sekreteri Sayın Metin Ejder bana kartını verdi. Kartın bir yüzü Türkçe diğer yüzüyse İngilizce'ydi. Şimdi size aynen İngilizce yüzünde yazanları aktaracağım. Ne bir eksik ne bir fazla... TURKISH BASEBALL, SOFTBALL, AMERİCAN FOOTBOL and RUGBY FEDERATION. Sevgili arkadaşlar evet "beyzbol", "softbol" ve "rugby" aynen yukarıdaki gibi yazılır; fakat hepinizin bildiği gibi eğer "American" yazıyorsanız ve bu büyük harflerle yazılıyorsa İngilizce'da "İ" diye bir harf yoktur. Bunun yanı sıra "FOOTBOL" diye bir kelime var mı İngilizce'de? Bu nedir abi? Sanırım küçücük bir kartın üzerinde yazanlar TBSF'nin Amerikan Futbolu'na bakış açısını çok güzel ifade ediyor.

Sevgilerimle...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Beyaz Sayfa


Bundan önceki sayfaların siyah olmasından değil yenisinin beyaz olması. Bazı şeylerin değişmesinden ötürü. Lise yıllarına dönünce, mesela lise 2'ye birçok kişinin dilinde daha açılımını dahi bilmediğim bir kısaltma vardı: ÖSS. Benim için o kadar uzaktı ki ÖSS ve "Üniversite" kavramları, hayal bile kuramazdım üzerine. Sadece o an vardı yaşanılası olan. Ne bir plan ne de bir vizyon. Yapmayı sevdiğim tek şey insanları eğlendirmekti. Hatta çoğu zaman gülünç durumlara düşsem dahi. Lise 2 sonrası bildiğiniz üzere lise 3 gelir ki artık insanların gelecekleri üzerinde düşünce üretmeleri ya da düşünce ithal etmeleri gereken bir döneme gelinmiştir (bazıları bu dönemde işi büyütmüş ve kendi dinamikleriyle ihracat bile yapmaktadır.); fakat bende hala bir endişe hakim değildir o dönemde de... Zira ilk sınav gelmiştir ve ben, %98,7'lik dilime girmişimdir. Çok talihsiz bir dilim değil mi?:) Bugün hala ÖSS sürecinde olan arkadaşlarıma kendimi örnek veririm. Biraz klasiktir; ama hala işe yarar: "Ben, kazandıysam sen, hayli hayli kazanırsın." Velhasıl, ikinci sene kısa bir çalışma döneminden sonra hayatıma giren ve beni ebediyete kadar değiştiren Eskişehir ve Anadolu Üniversitesi dönemi. Hep derdim, "Ulan şu ÖSS'yi bir kazanayım, şu Beyaz Sayfayı bir açayım başka bir şey istemeyeceğim." diye. Beni ebediyete kadar değiştirmiştir bu seçim; zira hayatımdaki bütün "benim olan" karaları ben, bu dönemde verebilmişimdir. Anadolu Rangers'le tanışmam, iş hayatındaki ilk deneyimim ve tabi ki Sermin Yürümez (kronolojik sıra takip edilmiştir:)) hepsi bu döneme rastlar. Kendime çok sormuşumdur: "Ulan, ya bir üstteki ya da alttaki seçenek denk gelseydi." diye. Ne kadar farklı bir "ben" olacaktı kim bilir. -Bu arada Benzema gol attı- Her halde ÖSS bu nedenle çok eleştirilmekte; fakat hepimiz seçimlerimizi oynuyoruz zaten. Her şey seçimlerimizden ve bizi seçimlerimize götüren çevremizden ibaret. Konu dağılmadan devam edeyim. Tamam, iyi, güzel Beyaz Sayfaya başladık; ama bitmek bilmedi bu yeni sayfa. 6 sene sürmüş. Bu süreçteki sloganım yine değişmedi: "Ulan şu Üniversiteyi bir bir bitireyim, şu Beyaz Sayfayı bir açayım başka bir şey istemeyeceğim." Sonunda o da bitti sıra geldi askerlik sayfasına. "Geçer mi lan? Biter mi Lan? Ben mi yapayım? Ben mi tutayım? Ayarlı, emret komutanım..." diye diye askerliği de yedim bitti. Tabi slogana devam. Geçen gün büyük üstad, değerli abim Göksel Türe'yle oturuyorduk. Ona dedim ki: "Abi ben, seni tanıdığımda sen, mezundun. Sonra yüksek lisans yaptın, ABD'ye gittin, oradan askere gittin geldin ve biz seninle hala oturabiliyoruz". Ne çabuk geçti bu yıllar. Tabi ben, yılları kastetmiştim; ama Göksel abi biraz yanlış anladı beni. Sanki "Hala bizle takılıyorsun." demek istemişim gibi:) Sevgili abim yıllar nasıl geçti gitti? Seninle birlikte oturmaktan onur duyduğumu bilmeni isterim. İlk günkü gibi.
Sonuç olarak, o kadar fazla şey istiyoruz ki... Ve bunların bir sonu da olmayacak. Daha büyük ev, daha iyi iş, daha güzel bir araba, daha az çalışma saatleri... Beyaz sayfalar bitmeyecekmiş gibi geliyor bana.

Sevgilerimle...

1 Mayıs 2009 Cuma

ODTÜ-Anadolu Üniversitesi

İlk defa final serisinde boy gösterecek olmanın verdiği heyecan ve bir adım sonrasını düşlemek...

Bunları yaşayarak gelmiştik Ankara'ya. Daha geçen sene,yine aynı sahada iki genç ekip karşılaşmıştı. Kenar yönetiminden yoksun Rangers çok istediyse de 3. uzatma sonunda ODTÜ'yü galibiyeti için alkışlayarak çıkmıştı sahadan. 4 Nisan tarihindeyse bu sefer ODTÜ'yü emekleri adına alkışlamak istiyorduk;ama istemenin tek başına bir anlam taşımadığını tecrübe ettik. Bu genç ekibin 1 sene gibi kısa bir sürede bizi bu denli geride bırakmış olması önce bana, ardından hepimize bir takım dersler vermiş oldu. Doğru hedeflerin seçilmesi ve bu yönde doğru çalışma düzenlerinin takıma yüklenmesi, iyi bir kenar yönetimi ve inancın bu noktadan sonra takıma uyarlanması, bir takımı bir sene içerisinde gıpta edilecek bir seviyeye getirmeye reçete olabilmekteymiş. Bugün, arkama dönüp baktığımda kaybedilen Koç ve Sakarya müsabakalarını alabilirdik diyebiliyorum rahatlıkla;ama aynı ifadeleri ODTÜ karşısında telaffuz edemiyorum. Aynı kulvarda yarıştığımız bir ekibin, bugün bizden bir gömlek üstün oldu gerçeğini kabul etmek durumunda kalıyorum.

Sonuçlar ortada ve örnek alınması gereken programlarda...
Yapılması gerekenleri bildiğimiz ve yaptığımız sürece geleceğe kalabiliriz. İç dinamiklerimiz ve beşeri sermayemiz bizi geleceğe taşıyabilecek sığa (kapasite) dadır.

Saygılarımla...